19 Mart 2012 Pazartesi

ZAYIFLAYAMIYORUM, ÇÜNKÜ TEMBELİM (!)

“- Bahane aramayın. Bulmak çok kolaydır! “Çok yorgunum, uyumaya ihtiyacım var, çalışmak zorundayım” gibi cümleleri söylemek kolay, egzersiz yapmak zordur. Kendinizi kandırmayın.”
Osman Müftüoğlu, yazısında böyle demiş. Yaza hazırlanmak niyetine giren okuyucularına öğüt verirken; “ 8 bardak su için, öğünlerinizi yarıya indirin, aktivitenizi artırın” demiş. Sonra da eklemiş; “- Bahane aramayın. Bulmak çok kolaydır! “Çok yorgunum, uyumaya ihtiyacım var, çalışmak zorundayım” gibi cümleleri söylemek kolay, egzersiz yapmak zordur. Kendinizi kandırmayın.”
Bunu okuyunca birden kendimi savunma ihtiyacı hissettim. Ve Osman Müftüoğlu’na bir günümü özetleyip, egzersiz yapacak zaman ve enerjiyi nasıl bulacağımı sormak istedim;,
“Sayın Osman Müftüoğlu,
Çalışan bir kadınım, bir Eşim ve iki çocuk sahibi bir anneyim.
Günüm saat 6.00 da henüz 15 aylık olan oğlumun uyanması ile başlar. Altını değiştirir, sütünü içirir ve tekrar uyuturum.  Uykuya dalması biraz zaman alır genellikle. Bu arada eşim de uyanır hazırlanır ve işe gider.  Hızlıca duş alırım.
Saat 7.00 de 11 yaşındaki kızımı uyandırırım. O hazırlanırken, kahvaltısını hazırlarım.  Kendim hızlıca giyinirim.
 7.40 da kızımın okul servisi gelir. Onu uğurlarım. Oğlumu eve gelen teyzesine emanet eder ve ben de evden çıkarım.
9.00-18.00 arası  işteyim.  Son derece yoğun, stresli ve yorucu bir işim var.  Hep zamanla yarışmak, hiç hata yapmamak ve hep kazanmak zorundayım. İşyerinde sürekli müşterilerle muhatabım, ya da dışarıda yeni müşterileri ziyaret etmek durumundayım. Her gün ortalama 30 müşteriye hizmet vermeli, min. 5 müşteriyi ofisinde ziyaret etmeli,  en az 1 tanesini bizimle çalışmaya ikna edip,  işi hakkında araştırma yapıp,  ort. 15 sayfalık bir rapor yazmalıyım.  
Evim ve iş yerim İstanbul’un ayrı yakalarında olduğundan trafik arkadaşım gibidir.  Akşam trafiği sabaha göre daha acımasızdır. Sabaha göre 1 saat daha uzun tutar beni.  Durumuna göre eve 20.00 – 20.30 arasında varırım.
Hızlı bir şekilde elimi, yüzümü yıkar ve yemek hazırlarım.
21.00’de akşam yemeğine otururuz.   Yemekten sonra masayı toplar, bulaşıkları makinaya yerleştirir ve mutfağı toparlarım.
22.00’de kızım yatmaya hazırlanırken ödevlerini kontrol ederim.
22.15 de oğlumun altını değiştirir, pijamalarını giydirir, akşam sütünü verir, yatırırım. Şanslıysam, babası ile oynadığı oyun yeterli gelir ve benimle oynamaya kalkmadan uykuya dalar.
23.00 de ertesi günün yemeğini hazırlamaya başlarım. Çünkü işten eve geldiğimde yemek pişirecek zamanım olmaz.
00.30 gibi işim biter. Ertesi gün giyeceklerimi hazırlarım ve 1 gibi  yatarım.
Sayın Hocam ,  bana egzersiz yapacak zamanı nasıl yaratabileceğim hususunda öneride bulunmanızı rica ediyorum.  Zira ben tembellik ediyorum ve bir türlü o zamanı yaratamıyorum.”

7 Mart 2012 Çarşamba

ÇALIŞAN KADIN MI, MODERN KÖLE Mİ?

Bu gün Sabah Gazetesinde  yakın zamanda kadınlara yapılmış bir anketin sonuçlarını okudum. Durum fecii ötesiydi. Ankete katılan kadınların %70'i mutsuz olduğunu ifade etmişti. Hemen arkasından okuduğum Şelale Kadak, kadın istihdamındaki artışın refah seviyesinin göstergesi olduğunu iddia eden bir yazı yazmış. Birbirine zıt görüşleri ve durumları gözler önüne seren bu iki yazıyı okuduktan sonra dayanamadım, Şelale Kadak'a bir mektup döşendim. İşte o mektubumu buraya da koyuyorum.



"Sayın  Şelale Kadak,

Refahın artması için çalışan kadın oranının artması, bunun için de gerekli yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğinden bahsetmişsiniz.

Yazınızı tam da Vatan Gazetesi’nin yaptığı kadınlara yönelik bir anketin sonuçlarını okuduktan sonra gördüm. 

Anketin sonuçları çok çarpıcıydı. Mesela çalışan kadınların %70 i kazançlarını eşlerine teslim ediyorlar.  Bekarların da %50 si gelirlerini ailelerine veriyor. Bir başka bakış açısıyla boğaz tokluğuna çalışıyor bu kadınlar.  Anket sonuçlarında yer almıyordu. Ama çalışan kadınlara "eşiniz ev işlerine yardım ediyor mu" diye sorulsaydı. Eminim %80'inin cevabı "hayır" olurdu.  Yani, ülkemizde çalışan kadın çift mesai yapıyor. Yine anket sonuçlarına göre bu kadınların yarıdan fazlası  SSKsiz çalışıyor.  Bu ne manaya geliyor biliyor musunuz?  Patronun dayattığı ağır koşullara katlanmak zorundasınız. Bu kadınlar her an kapının önüne konma tehdidiyle, günde 10-12 saat, haftada 6 gün çalışıyorlar.  Hiç bir sosyal güvenceleri olmadığından, bayram tatili haricinde yıllık izin de kullanmıyorlar. Zaten izinleri olsa ne olacak, evde onları bekleyen, ev işi, koca, çocuk üçgeni kalan bütün boş vakitlerini doldurmaktadır. Bu koşullarda kadınların çalışma hayatına katılması, refahın değil, kadın sömürüsünün artmasına yarar ancak.

Ve hep unutulan göz ardı edilen çok önemli bir mesele daha var. Çalışan kadınların çocukları! Tek başlarına büyüyorlar.  Çiçeği bile tek başına bıraksanız, bozulur. O zavallı çocuklara ne olduğunu, sokakları dolduran başıboş, eğitimsiz ve işsiz,  genç , güruha bakarak tahmin edebilirsiniz.

Türkiye’de çalışan kadın oranını artırmadan önce, sosyal koşulların iyileştirilmesi,  kayıt dışı işçi çalıştırılmasının önlenmesi, haftalık çalışma saatlerinin, yıllık izin kullanımlarının düzenlenmesi, istedikleri takdirde, part time çalışma imkanlarının sağlanması ve çocuklar için ücretsiz kreşler temin edilmesi lazım.

Ama tabi bütün bunlar yapıldığında Türkiye'deki işçilik maliyetleri de Avrupa düzeyine çıkar ve o zamanda Avrupa’nın fason üreticisi olma avantajını kaybediveririz ki; Ne iş adamları ne de devletteki ilgili merciler böyle bir duruma sıcak bakmaz.

Bu yüzden boşuna kadın çalışan oranının artışını destekleyen yazılar yazmayınız. Kadının sömürüsünün artışına hizmet etmiş olursunuz.

Saygılarımla,"